Evbakan Köyü () => MAKALELER, FİKİR YAZILARI , İLGİNÇ YAZILAR, ANILAR

: SOĞMUN’UN YAKIN TARİHİ

: [ 1 ]

yakutiye 12.03.2008 17:54:15
          SOĞMUN’UN YAKIN TARİHİ
          Yıl 1876.. 
          Atamız Osmanlının Ruslarla birçok cephede savaşa başladığı yıldır. Hani şu bize 93 harbi diye anlatılan savaşlar.. Savaş başlayalı daha bir yıl olmadan sadece doğu cephesinde Ruslarla dört kez kapışmışız.. Biz her yendikçe eksilerek zayıfladığımız halde, Ruslar her yenildikçe artarak kuvvetlenmiş..
          Hikaye uzun, lakin kısa kesmekte fayda var..
          Savaşın sonucu şu: 13 Temmuz 1878 günü Berlin’de Ruslarla bir mütareke yapıyoruz.. Oltu, Narman ve Horasan’ın doğusu Rusların, batısı Osmanlının..
          Dile kolay, içinde Soğmun’un da bulunduğu koca bir coğrafya, tam kırk yıl boyunca Rus egemenliği altında kalacaktır.. Ruslar Medeni bir toplumdur, savaş hukuku nedir bilirler, zulüm yapmak onlara göre değildir elbette.. Her köyde asayişi temin eden görevlileri vardır. Anlayacağınız, bazı münferit olayların dışında, hukuk ve adalet aksamadan yürümüştür.. Zararları yanında faydaları da olmuştur kuşkusuz.. Toprak reformu onların eliyle yapılmıştır mesela (1890’lar).. Karınca’ya kurdukları kereste fabrikasında biçilen tomruklar, atların çektiği raylı sistemle Rusya içlerine kadar götürülmüştür.. Sıcak denizlere inme rüyalarını gerçekleştirmek için Ruslar’ın, Kars’a çok fazla önem verdiklerini ve bu kenti ihya ettiklerini biliyoruz..
          O günlerde Soğmun 120 hanelik nüfusuyla bölgenin en büyük köylerinden birisidir.. Sınırlar çizilirken, büyük köye geniş topraklar verilir elbette.. Göle’deki çayırları düzdeki tarlalarıyla Soğmun, adeta bir ilçe büyüklüğüne ulaşır.. Her nedense, sonraki yıllarda köyden Şiran’a, Narman’a, Tokat’a ve yurdun bazı illerine göç edenler olur. Nüfus azalır, lakin topraklar azalmaz..
          İşte o yıllardan hoş bir hikaye.. Nezen Nene’yi duymuş olmalısınız.. Tam bir Osmanlı kadını. Köye gelen Rus askerlerden birisi, her nedense onu biraz kızdırmıştır.. Nenemiz, zavallı askeri yakaladığı gibi yere serer, tüfeğini alır ve asker yalvarıp yakarmaya başlayınca da, acıyıp bırakır..
          ………
          1917 yılının Ekim ayına gelindiğinde, Rusya karışmıştır. İhtilal yaparak yönetimi ele geçiren komünistler, kırk yıl boyunca egemen oldukları doğu bölgelerinden askerlerini geri çekerler.. Ne yazık ki bu çekilme, bizim kabusumuz olur.. Çünkü Ruslar çekilirken silahlarını Ermenilere bırakmıştır.. Ve meydanı boş bulan Ermeni çeteleri tüm doğu bölgelerinde katliam yapmaya başlarlar..
          12 Mart 1918 günü Erzurum, 25 Mart günü Oltu, 7 Nisan günü Şenkaya, Ermeni çetelerinin elinden kurtarılır ve Karınca’nın ötesine kadar sürülürler. Oluşturulan yerli çeteler, ki içlerinde Soğmun’lu Mahmut Usta da vardır, Göle’den gelecek sızmalara karşı Karınca çevresinde beklemeye koyulurlar. Taa ki iki yıl sonrasına, yani 1920 yılının bahar aylarına kadar. Bu tarihte Ermeniler büyük bir güç halinde Kosor’a, Eğitkom’a, Ersinek’e, Soğmun’a, Zuvart’a ve Tecirek’e doğru inmeye başlarlar. Bölgenin gördüğü asıl zulüm de bu tarihten sonraki birkaç aylık süre içinde olur.. Hemen söyleyelim, Oltu bu geri dönüşten etkilenmez..
          Erzurum ve hatta Oltu tarihine bakarak Soğmun’u anlamaya çalışırsak hata ederiz.. Soğmun’un tarihini anlamak için Kars ve Ardahan tarihine bakmamız gerekir..
          Şimdi biraz daha basitçe anlatmaya çalışalım.. 1918 yılının mart ayında kurtuluşu yaşayan Erzurum ve Oltu bir daha düşman işgaline uğramadığı halde, 1920 yılının bahar aylarında Penek ve Kosor havzası başta olmak üzere bütün çevre köyler Ermeniler tarafından ikinci kez tekrar işgale uğramıştır.. Eylül 1920 yılında ise Ermeniler Halit Paşa komutasındaki ordumuz tarafından Gümrü’ye kadar sürülmüş ve bu bölgeler son kez ve inşallah ebediyen kurtarılmıştır..
          Şenkayalı dostlarımıza hatırlatmak isteriz ki, kurtuluş günlerini yeniden gözden geçirsinler.. Her ne kadar da, 1920 yılında yaşanan işgalde, Örtülü gibi birkaç köy zarar görmemiş de olsa, bugün Şenkaya’ya bağlı köylerin hemen hemen tamamına yakını, o işgal günlerini en alçakça zulümlerle geçirmişler ve ancak, eylül 1920 tarihinde kurtuluşa erebilmişlerdir.. 7 Nisan 1918, Örtülü ve özellikle çevresinin birinci kurtuluş günüdür, ikinci kurtuluşu neden gözden kaçırıyorlar, doğrusu bir anlam veremiyorum..
          …………….
          İzzet Bey adında birisi var. Kosor’da oturuyor.. Her nasıl olmuşsa, Ruslar ona paşalık ünvanı vermiş.. İkili oynuyor.. Ermenileri geri çağıran da o, Halit Paşaya “gel bizi kurtar” diye haber gönderen de.. Tuhaftır ki, Balkaya önünde ipe dizilerek kurşuna dizilmeyi bekleyen halkı kurtaran da o..
          Şimdi gelelim, 1920 yılındaki işgal günlerinden birkaç ayrıntıya.. Aylardan mayısdır, herkes çiftinde çubuğunda.. Ki o yıllarda Soğmun, refah ve zenginlik içinde. Birden, bir kara haber duyulur; “Ermeniler geliyor, kaçın Ermeniler geliyor,” diye.. Soğmun’da herkes beyninden vurulmuşa döner.. İş güç bırakılır, birkaç saat içinde arabalar düzülür, hayvanlar toplanır ve tüm köylü yola koyulur.. Penek Çayına yaklaşılmıştır ki, silah sesleri duyulur.. Mevsim bahardır ve çay delice akmaktadır.. Mermiler suya düşerken, sadece davar sürüsü geride bırakılarak zoraki de olsa karşıya geçilir.. Rahmetli Hedis Dedem kıyamaz koyunlara, geri dönüp hiç olmazsa bir tanesi almak ister.. Azgın suyu geçer, koyunlardan birisini alır kucağına, ancak mermiler sağından solundan yağmaya başlayınca canını zor kurtarıp geri döner. Soğmun’lu artık göç yolundadır.. Göllet, Tecirek, Pertuvan ve diğer çevre köylüleri işi biraz ağırdan aldıkları için geç kalmışlardır ve daha Penek Çayına varmadan önleri kesilip geri çevrilirler. Toplanan yöre halkının erkekleri Baklaya önünde iplere bağlanıp sıraya dizilir, kadınlar ise başlarına gelecek korkunç akıbeti beklemeye koyulurlar.. Katliam başlamak üzeredir ki, biraz önce bahsettiğimiz İzzet Bey nefes nefese kalmış atıyla yetişir.. Ne konuşulur bilinmez, ancak halk ölümden kurtulmuştur..
          Yeri gelmişken hoş bir hikaye anlatalım.. Göllet’li bir Yusuf Emmi var. Genç, yakışıklı ve hayata son derece bağlı.. Oradaki herkes ölümü bekliyor.. O daha bir hüzünlü.. Cebinden bir ayna çıkarıp, uzunca bir süre kendisini seyrediyor. Sonra köylülerine dönüp; “Ola uşaklar!” diyor. “Siz neyse ne de, bana yazık olacak.”
          Rahmetli Güllü Ninem, göç yolunun onları Aşkale’nin Hatuncuk köyüne götürdüğünü söylerdi.. Hatuncuklu birçok aile ise daha batıya gitmiş.. Yanı anlayacağınız köyün nüfusu az.. Dedemler boş durmuyor, bütün bir yaz boyunca sahipsiz çayırları biçiyorlar.. Ekim ayına ulaştıklarında haber gelir; Halit Paşa komutasındaki birliklerimiz Ermenileri Gümrü’ye kadar sürmüş.. Baharda çıktıkları köye sonbaharda geri dönen dedemler, hoş bir süprizle de karşılaşırlar.. Yanıkkavallılar göç etmemiştir. Bu köyde yaşayan Lalogilin Asker, dost bildiği dedemlerin tüm tarlalarını biçmiş, harman etmiş ve tahılı, dedemler döndüklerinde teslim etmek üzere depolamıştır.
          Geriye dönüşten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.. Savaşlar bütün bir ülkeyi tüketmiş, yeni kurulan devlet vergilere yüklenmiştir. Çift çubuk düzmek, öküz bulmak adeta imkansız hale gelmiştir. Bunun üstüne bir de kurak geçen yılları eklerseniz, 1950’lere gelinceye kadar babalarımız ve dedelerimiz, yoksulluğu ne yazık ki en ağır şekliyle yaşamışlardır..
          …………
          Kurtuluş törenlerinin peş peşe yapıldığı şu günlerde birşeyler anlatmam gerektiğini düşündüm, ancak sizleri sıkmamak adına her şeyi kısa kesmem gerekti..
          Serde öğretmenlik var ya!..
          Gerisini ödev olarak verip, babalarınızdan, ninelerinizden, dedelerinizden duyduğunuz göç ve savaş hikayelerini, mümkünse tarihleyerek bu köşede anlatmanızı istiyorum..
          Yunanlıları denize döken ordunun kahraman askeri Halit Dayı’nın, Ermenilere karşı gönüllü milis olarak Göle’de çatışan ve Halit Paşa’ya giden kırk atlı içinde bulunan Mahmut Usta’nın, Kars’da savaşan Abdurrahman ve Mahmut Dayı’ların torunlarının elbette bizimle paylaşmak isteyecekleri hatıralar olacaktır..
          Unutmayalım ki, tarih bilinci olmayan toplumların gelecekleri de olmaz..
          Gençlerimizin ve çocuklarımızın, yurt edindiğimiz bu toprakları kolay kazanmadığımızı bilmeleri gerekir..
          Herkese selam ve sevgilerimle..

          Mehmet VURAL

Şerafettin 13.03.2008 09:58:29
Bu makaleyi şu anda 5 sefer okuyuşum ve yine okuyacağımdan hiç şüpeniz olmasın. Eline yüreğine sağlık bizlerin büyüklerimizden çğrenmek istediği ancak sağlıklı bilgiler alamadığımız gerçek bilgiler olarak değerlendiriyorum. o zamanların  zor geçtiği köyümüzde bulunan kale ve tarihi eserlerden bellidir. Dedelerimizin bizlere bıraktığı ve ilerde torunları için koruduğu bu bahsettiğiniz toprakları şimdiki zamanda koruyamamız savunamamız ve hatta kendi içimizde toprak davası uğruna ters düştüğümüz büyük bir acıdır. Bu olaylar hakkında bilgi toplayan yani tarihini kavrayanlar tabiki her zaman köyünün iyiliğini ister. Lütfen geçmişte yaşanmış bu tür olayları bizlere anlatın. Mehmet Vural hocamıza çok teşekkür ediyorum ve bu yazılara kayıtsız kalmayıp en azından bir cümle ile cevap yazacaklara şimdiden teşekkür ediyorum.
Yazıyı sakin kafayla bir daha okuyup merak ettiğim şeyleri soracağımdan emin olabilirsiniz Saygı değer Mehmet hocam ( malum iş temposundan dolayı yazdığım yazının kısalığından dolayı özür diliyorum. )

İyi Günler sizlerle olsun

tamer vural 18.03.2008 13:35:48
Saygıdeğer Mehmet Hocam,evvela selam ve hurmetlerimi göndiriyor,sıhhat ve afiyyet diliyorum.Elbette sizi,yazılarınızı taktir etmek,beğendiğini söylemek haddim değil.Ancak açık yüreklilikle söyleyeyimki bir tarihçi bilinç ve ustalığı ile kaleme aldığınız"Soğmun Tarihçesi"ni bir solukta okudum.Allah razı olsun...Dinleyemediğimiz,okuyamadığımız bu tarihçe,tarih kitaplarında yer alacak kadar gerçekçi,bilimsel ve kayda değerdir.Maalesef,tarih şuurumuzu kaybettiğimiz,hatta aslında bir tarih şuuruna sahip olmadığımız yaşadığımızı anlatamadığımızdan,yazamadığımızdan,hiç olmazsa anlatandan dinleyemediğimizden belli.Bu yazı bana ders oldu,benzer yaşantıları büyüklerimizden dinlemek ve derlemek yoluyla hem kendimize bir tez,hemde gelecek nesillere(soykırıma uğradığını yüzsüzlükle iddia eden eskinin millet-i sadıkasına inat)bir ders olarak aktarmak gereğine inancım arttı.Evet geçmişte yaşananlar kimseye düşmanlık beslemek amacıyla değil ama,gelecekte atacağımız adımları ayarlamak amacıyla öğrenilmeli,yeni nesillere aktarılmalı.Selam ve saygılarımla...


: [ 1 ]

SMF Hacks