Evbakan Köyü () => MAKALELER, FİKİR YAZILARI , İLGİNÇ YAZILAR, ANILAR

: SOĞMUN GÜZELLEMESİ 2 - Yazan : Mehmet VURAL

: [ 1 ]

Şerafettin 12.02.2008 09:29:50
     Ne zaman, içinde dağ yada yayla kelimelerinin geçtiği bir türkü, şarkı, şiir yada söz duysam içimin titrediğini hisseder, hemen kulak kesilirim.. Bu öyle bir sihirdir ki, anında alıp çocukluğuma götürür beni, irili ufaklı onlarca dağın, derenin, tepenin, vadinin, kayalıkların ve ormanın içinde tek başıma bırakıverir.. Bir ışık tufanı içinde kalırım, başım döner ve tatlı bir sarhoşluk yayılır içime. İşte o zaman, yaşadığım kentin üzerime boca ettiği negatif elektriğin ve bütün yorgunluklarımın yitip, yerine tatlı bir huzurun geldiğini hisseder rahatlarım..

    Bundan tam kırk-elli yıl önce Soğmun’da çocuk olmak zordu bir cihetiyle, kaldıramayacağınız kadar ağır bir yüktü, çalışmaktan oyun oynamaya vakit bulamamak, çelik oynayanları içiniz burkularak izlemekti, çıplak ayağınıza kara lastik giymek, Gafur pijamasıyla gezmekti; ama bugünden bakınca o günlere, meğer bütün o kötü görünen her şey, doğayı, hayatı ve insanları tanımakmış diye düşünürüm, kuşlarla böceklerle şarkı söyleyip, çiçeklerle konuşmakmış, yağmurlarla sevişmek, yıldızlara göz kırpmak, bulutlara yoldaş olmakmış, özgürleşmek, sorumluluk üstlenmek ve üretmekmiş, hayasız betonu, ruhsuz asfaltı, ömür törpüsü makine sesini duymamak, görmemekmiş meğer. Tüm eksi ve artılarıyla bakınca, ne yalan söyleyeyim acırım şehir çocuklarına..

    Soğmun, nihayetinde bir coğrafyadır başkaları için. Oysa ben orada, her derenin fısıltılı sesini duyar, her taşın sabırlı tevekkülünü görür, her ağacın söylediği şarkıyı dinler, her tepenin duygularını anlarmışım gibi gelir.. Bir çakıl taşının bile bana anlatacakları olduğunu düşünür ve her şeye kulak kesilirim..

     İşte Sığıntaşı!..

     Adını sığınlardan mı, yoksa kendisine sığınanlardan mı aldı bilinmez... Sırtına yüklediği kocaman Kabaktepe’ye bakınca, bir ana şefkati görürüm onda. Yanına sokulursam, içimden bir sevda türküsü tellenir ve dudaklarımdan usulca dökülüverir. Sanıldığının aksine sevda türküleri insanı mutlandırır, keyif verir çoğu zaman. Hırçın görünüşüne aldanmam. Göğsüne yaslanırsam eğer, kendimi her zaman güvende hissedebilirmişim gibi gelir. Bakmayın siz yeni neslin ondan kaçıp uzaklaşmasına.. Her şeye rağmen ayakta kalmaya ve arkasındaki devasa toprak yığınını aşağılara bırakmamaya kararlıdır bilirim. Hoş terk edilmişliğine kırgındır kırgın olmasına, ancak hala, yayla onun sayesinde aşağılara kaymadan orada öylece durur, köy onun koruyucu kolları arasındadır. Koparıp götürmelerine rağmen kendinden uzağa, lezzetine doyamadan her dem kana kana içtiğimiz, o ana sütü gibi tertemiz ve bereketli suyunu kesmemiştir yine de. Hülasa, Sığıntaşı’nın olmadığı Soğmun Soğmun değildir elbette..

     Kuzey’deki karaağaçların içine girince ıslık çalmaya başlarım nedense. Karşıma bir domuz, kurt ya da ayı çıkarsa diye, korkumu korkutmam gerektiğini düşünürüm. Şaka bir yana, her daim göz önünde olsa da, keşfedilmeyi bekleyen bir saklı dünyadır Kuzey..

     Büyüklerinize sorarsanız, üzerindeki siyah gem taşlarından dolayı derler; oysa, Karataş’ın adı neden Karataş’tır bilir misiniz? Güneşi arkasına alınca, köye bakan yüzünü ağır bir gölge karartır da ondan. Nedense, hüzün bana hep Karataş’ı hatırlatır. Onun arkasında günbatımı, sihirli bir ışık gölge oyununa dönüşür..

     Yaz günlerinin akşam vakitlerinde bir panayır yerine döner yayla yolu.. Kadınlı, erkekli ve de alabildiğine coşkulu bu insan seli içerisinde yokuşu tırmanmak, tadına doyulmaz bir keyiftir.. Yaylanın çekim etkisi ile olsa gerek, yol sanki de ayaklarınızın altından kayıverir. Yorgunluk ne kelime, attığınız her adımla biraz daha özgürleştiğinizi hisseder, yoruldukça ferahlar ve tırmandıkça bu dünyadan koptuğunuzu anlarsınız. Varacağınız yer ne de olsa bulutların ülkesidir. Köyde kalmışsanız eğer, buruk bir kıskançlıkla izlersiniz gidenleri.

     Birinci durak çatalçam’a nazır bir seyrangahtır, yol boyunca devam eden tatlı sohbetler oturduğunuz yerde daha bir koyulaşır, ikinci durak ise o meşhur sarol’un altı. Vuslat öncesi son hazırlıklar ve dünya ile son bağlantılar burada yapılır.. Çünkü birkaç adım sonrası yayladır ve dahi sarhoşluk anıdır..

     Bir süre sonra oturduğunuz yerden kalkar ve bir derviş sessizliği içerisinde yürürsünüz, bundan geri bulutlardır yoldaşınız. Sizi sağınızdan solunuzdan selamlayan gelincikleri fark etmezsiniz bile.. Daha ne olduğunu anlamadan, birdenbire o sihirli dünya çıkıverir karşınıza. İşte burası Küçük Yayla’dır. Önce tatlı bir esinti sarar bedeninizi ve kendinizden geçersiniz. Ahşap çatmalı evleri gördüğünüzde ise büyülenir ve masalsı bir eski dünya kentinin yakınında olduğunuzu anlarsınız. Taş ve ahşabın yemyeşil doğa içerisindeki uyumu şaşırtır sizi.. Hele de aylardan Temmuz ise, gelinciklerin, sümbüllerin, papatyaların ve daha binlerce çiçeğin cömertçe sunduğu cennet kokuları ile başka alemlerin kapılarını aralar, kimselerin anlayamayacağı yolculuklara çıkarsınız..

     Yayladaysanız eğer, öğlen olduğunu sağıma getirilen koyun sürüsü ile anlarsınız. İkindinin geldiğini ise ikindi ezanları değil, kadınların tekçam yolculukları haber verir. Akşama doğru kızlar, omuzlarına aldıkları kovalarla çeşme yolunda görünür, ki az sonrası dananın, ineğin, koyunun, kuzunun, köyden yeni gelenlerin ve tüm yayla sakinlerinin mahşeri bir kalabalıkla birbirine karıştığı ve tekrar evlere, komlara, ağıllara doluştuğu vakittir.

     Bir bayram yeridir Tekçam.. Küçücüktür, ama gönlü büyüktür. Misafirlerini her dem ağırlamaya hazır bir dergah gibidir üstelik. Güler yüzlüdür. Açtığı pencerelerden gördükleriniz mest eder sizi. Çam ağaçlarını yalayarak gelen esinti, dünyanın en güzel kokularını getirir size. Derin bir nefes çekerseniz eğer, mutluluğu çekmiş olursunuz içinize. Tekçam’da halay çekmek, bulutlarla dans etmek ve uçmak gibidir. Sarhoş olmanın ve kendinden geçmenin bir başka halidir bu.

     Oysa Kabaktepe saklar kendini. Onca heybetine karşın, göstermez yüzünü.. Gizemini daha bir artırmak için midir nedir, semere benzeyen sırtına efsanelerle süslediği sessiz ve ürkütücü bir mezar kondurmuştur üstelik.. Tekçam’ın zerafetini ve inceliğini göremezsiniz onda..

     Bir başka gün, farklı duygularla çıksalar da karşıma, şu an için dibgöl’de çimdiğimi, sarıçayır’da ıslandığımı, boğazderede üşüdüğümü, karşı meşede coştuğumu, pelitliçukur’da kaybolduğumu, eğriyol’da korktuğumu, verintap’da büyüdüğümü hissetmekteyim..

     ……..

     Yine maksadı aşıp uzattım, biliyorum…

      “Tanrı zevkinizi tertemiz, neşenizi daim etsin. Bizi de sizlerden uzak düşürmesin.”

      Bir başka zaman buluşmak dileği ile hoşça kalın...

      Herkese baki selamlar!..

                                                                                                                 Mehmet VURAL

13.02.2008 06:59:02
  Gerçek sanatkâr eserleriyle yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce insanın hissiyatına tercüman olan insandır diye düşünüyorum. Burada anlatılan köy benim köyüm değil ama okuyunca sanki doğduğum yerden bahsediliyormuş duygusuna kapıldım. Mükemmel bir yazı, tatlı bir üslup. Yazan kardeşimin eline diline sağlık.
 


: [ 1 ]

SMF Hacks