Evbakan Köyü () => MAKALELER, FİKİR YAZILARI , İLGİNÇ YAZILAR, ANILAR

: KEŞKE GEÇMİŞİ GERİ GETİREBİLSEYDİK...

: [ 1 ]

ALLITURNAM 07.02.2008 13:42:16
                                KEŞKE  GEÇMİŞİ  GERİ GETİREBİLSEYDİK...

   Yıl 2006,  Sığıntaşı’na yaslanmış, bu terkedilmiş harabelerde  eski köyümü arıyorum. Ya da yıllar öncesinde kalmış çocukluğumu…Artık baykuşlara mesken olmuş bu viranelerin neredeyse tamamı toprağa karışmış, ayakta kalan tek tük duvarlar ise yıkıldı, yıkılacak. Bir zamanlar sabahın ilk ışıkları ile şenlenen, canlanan bu  harabeler şimdi sessizliğe teslim. Ne bacalardan kıvrıla kıvrıla gök yüzüne yükselen ocak dumanları, ne evlerin önlerinde süt çeken, peynir yapan, yayık yayan anneler, nineler,  ne boyunlarında halka yapılmış peynirleri oyuncak yapan kirli yüzlü, ama gülen gözleriyle mutlu çocuklar, ne fırınlardan gelen taze ekmek kokuları, ne peşinde civcivleriyle koşuşan bir anaç tavuk, ne oturduğu köşede yün eğiren bir ananın elindeki teşinin tırıltısı, ne uzaklardan gelen koyun kuzu melemeleri…Hiç birisi, ama hiç birisi  yok.  Sanki  hiç yaşanmamış gibi.
  Ortalıkta çıt çıkmıyor.
  Köylü nerede?
  Gittiler.
  Nereye?
  Yeni köydeki deprem konutlarına, prefabrik evlere…
  Peki ya diğerleri nerede?
  Zamanın çarkı döndü öbür aleme gittiler.
  Peki öbür aleme gitmeyip de burada  olmayanlar?
  Ha onlar mı? Onlar da rüzgâra kapılan yapraklar misali, ekmek kavgası için sılayı terk edip gurbete savruldular. Gittiler de, ayrıldıkları bu yerlere bir daha dönüp bakmadılar bile. Bir umut bekliyoruz, belki bayramdan bayrama da olsa gelirler diye ama, bayramlarda da gelen giden yok artık.
 …
   Belki bir daha göremeyebilirdim. Bu yüzden daha bir dikkatli baktım. Doyunca kokladım köyümün toprağını, doya doya seyrettim berrak gök yüzünü, köyümün sembolü, yıllara meydan okuyan söğüt ağacını. Çocukluğumun geçtiği bu yerleri hafızamda bir daha canlandırmaya çalıştım.
  Bir akmayan çeşme var, taşlarının karasına daldı gözlerim. Yıllar öncesine gittim. Heybetli söğüt ağacının gölgelediği çeşme önünde ağaç kurunlarda, ayakları suda, tahıl yıkayan teyzeler, anneler geldi gözlerimin önüne. İkindi sonrası gemden açtıkları yorgun öküzlere su vermek için getiren, yüzleri samana bulanmış, yırtık elbiseli, kara lastikli çocukları gördüm. Temmuz sıcağı altında akşama kadar gem üstünde kavrulan yanık yüzümle, elimde gem çubuğuyla kendimi gördüm. Yüzümde acı bir tebessüm, şu anda birçoğu ötelerin sakinleri olan dedeleri, amcaları, teyzeleri, dayıları gördüm…
  Yularından tuttuğu yağız ata ıslık çalarak çeşme önünde su veren, şapkasını kaşının üstüne yıkmış, kaytan bıyıklı, bakır tenli, fiyakalı delikanlıları gördüm. Güneşin gözleri kamaştıran ilk ışıkları ile tozlu yollara dizilmiş, üzerleri renkli cecimlerle örtülü, yayla yolcusu kağnı katarlarını ve bu katarları bindikleri deli taylarla, hırçın küheylanlarla sollayan, allı yeşilli elbiseleriyle genç kızları, taze gelinleri gördüm...
   Bayburtlu Zihni’nin:
   
   Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş
   Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
   Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
   Sâkiler meclisten kesmiş ayağı
   
   Mısraları dudaklarımdan dökülürken, aslında yıllar önceki pek çok şeyin yerinde yeller estiğini gördüm ve neden sonra uyandım daldığım rüyadan. Alacağım cevabı bile bile yine de sordum kendime :
   -Nerede bu köyün sakinleri ?
   Kim bilir belki İstanbul’da,  Ümraniye’de, Bursa’da, Araba Yatağında, Bağlar Başı’nda, İzmir’de Konak’ta, Kırşehir’de, Erzurum’da…İnşallah mutludurlar, huzurludurlar diye sevindim. Ama birden hatırladım. Büyük şehirde yaşamanın bedeli vardı. Bir zamanlar duvar dibi sohbetlerinde büyüklerine yakalanan tıfıl delikanlılar, artık kendileri de birer baba olmanın sorumluluğuyla oğullarını şimdi nerede arıyorlardır acaba?... Evlatlarını dipsiz kuyularda kaybetmekten yüreği ağzına gelen babalar, insan öğüten modern değirmenlerin gazabından kurtarabiliyorlar mıdır oğullarını, kızlarını ?...Yoksa "Ne umduk, ne bulduk." diye dizlerini mi dövüyordur gözü yaşlı analar ?...
   Akşamları ocak başında, saç sobaların karşısında ısınan ayakları şimdi demir döküm kaloriferlerde  kurutmanın rahatı var. Çelik çomak oynamanın yerini futbol sevdası almış çoktan. Köy odasında âşık dinlemek, toprak  damlı evlerin bacalarında sohbet etmek yerine şimdi kahvehanelerde numaralı taş şıkırtılarını dinlemek var. Çoktandır komşu komşunun külüne muhtaç değil. Herkes kendi yalnızlık alemine çekilmiş kimsenin kimseden haberi yok.
   Acaba binlerce beton duvarlarla örülü, büyük kafeslerle çepeçevre kuşatılmış kalabalıklar içinde yaşayanlar mı, yoksa şu viraneler mi daha yalnız ?..
  İlaç kokulu suları mutfaklarımıza taşıyan dokunmatik musluklarımız, tabii yaşantımızı esir almış otomatik bir hayatımız var. Hanelerimizin baş köşesine kurulmuş dev ekran televizyonlarda yeni yetme popçunun patırtısı ile eğleniyoruz. Aybaşlarında maaşlarımızı tık almanın dayanılmaz hazzını tadıyor, maaşımızı taksitlerimize yetiştirmeye çalışırken, sahip olmakla kaybetmeyi aynı anda yaşıyoruz.  Görünüşte çok mutluyuz, keyfimize diyecek yok. Ama hala adını koyamadığımız pek çok sıkıntımız var. Sanki asıl olması gerekenlerden her gün biraz daha uzaklaşıyor gibiyiz.
   Düğünlerimizin, bayramlarımızın, eğlencelerimizin saflığını sadeliğini kaybettik. Büyük kentler devasa birer kabir, bizse bu kabirlerin yaşayan ölüleri olduk. Yüz binlerle birlikte yaşadığımız, eksoz  dumanına boğulmuş, ruhsuz beton yığınları arasında yaşarken,  şimdi yaşlı gözlerle seyrettiğim şu viraneler gibi, hatta onlardan daha yalnız değil miyiz ?...
   Şimdi, artık bize yıldızlardan daha uzak kalan geçmiş zaman güzelliklerine mi yanalım, yoksa her gün biraz daha kendimize yabancılaştığımız şu devasa şehirlerdeki yalnızlığımıza mı?...








   

Şerafettin 07.02.2008 20:17:26
Eline ve yüreğine sağlık ...

Ben bu yazının sahibini bir yerlerden hatırlıyorum. Sitemizi eskisi gibi şenlendireceğinizden eminim katkılarınızın devamını beklerim

yakutiye 07.02.2008 21:24:03
            Allı Turnam!..         
          Nihayet bizim ele varmışsın, varıp da geri dönmüşsün.. Bilsen, getirdiğin haberler ne çok duygulandırdı bizi.. Sesin bizim oraların sesi bilirim.. Daha da ötesi, söylediklerini derinden hissedenlerdenim.. Lakin yaşadıklarını söze dökmekte sen bizden daha mahirsin, belli.. İçimizi titretmekle kalmadın, gözlerimizi de ıslattın. Kalemin gibi gönlün de büyük be Allı Turnam!..
          Gittiğin yerlerde şeker söylemişsin, kaymak söylemişsin, bal söylemişsin.. Lakin acı bir şerbetmiş sana ikram edilen.. Üstelik bizleri sual eden de olmamış.. Olmasın be Allı Turnam!.. Hem, boynu bükük, benzi solgun yarin haberini kim ne etsin.. Viran olmuş hanelere pek bir ağır gelmez miydi sonra..
          Sesin bana Mevlâna’nın sesi gibi geldi.. Hani şöyle demişti bir gün, benim gibi birisine: "Kalk aşık kalk! Acele et biraz; Bak su sesi geliyor.. Sense susuzsun.. Ve üstelik uyuyorsun!"
          Tam da uykuya daldığım yerde uyandırdın beni.. Şimdi ise, gördüğümü sandığım düşlerin aslında gerçek olduğunu söylüyorsun.. Ne yani, ben bu türküyü düşümde söylememiş miydim? Her şey bu kadar mı gerçekti?
          Doğrusu, işte şimdi elim tutmaz oldu..
          Sahi ben suyu nerden bulacağım?
          Kırılan arabamı kim onaracak?
          ……..
          ……..
          Hadi itiraf edeyim, son günlerde okuduğum en iddialı ve en güzel metindi yazdıkların..
          Ama, gerçekte sen kimsin be Allı Turnam?

atanur 09.02.2008 20:04:59
     Ben Soğmun halkından Atanur!
     ....
     Gebze de marangozluk yapmaktayım...
     Köyümüzün sitesindeki güzel yazıları günlük gazete gibi takip ediyorum. Mehmet Bey ve Allıturnam takma adlı sayın üyemiz yazılarınızla hislerimize tercuman oluyorsunuz. Gönlümüzden geçipte yazmadığımız duygu ve düşünceleri ifade ediyorsunuz. Yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
     Siteye yazı yazan herkese teşekkür ediyorum.
     Hepsini sıkı takip ediyorum.

     Tüm Köylülerime Selamlarımı sunuyorum.

yunus vural 11.02.2008 00:29:21
                       SELAM ARKADAŞLAR:

Keşke geçmişi geri getire bilsek. Nekadar güzel bir hayal deyilmi, bende zaman,zaman yalnız kaldığım zaman kendimi çok dinlerim ve o meşakatlı, ve bir o kadarda güzel,renkli, maceralı, gençliğimin geçtiyi o güzel memleketim burcu,burcu kokan topraklarım hele önümüzün bahar olması varya yeni yeşeren çayırlar kar çiçekleri ve işte o turnaların yanık sesleri  ömrümüz bu hayellerle geçip gidiyor. Neyazık bir lokma ekmek bakın diyorum bizlere nelere mal olmuş'ta haberimiz yok,  hani diyorum  ALLAH nasip etsede birgünde olsa o köyde biraz eksik biraz fazla birbirimizi tanımamamıza rağmen bir toplanma,bir buluşma nasip olmazmı ne güzel olur deyilmi. Gerçi hepimiz o toprakların çocuklarıyız ve mutlaka birbirimizi tanıyoruz deyilmi. Oköy bizim köyümüz herzamanda öyle olacak sloganımız bu.
   
     Ne güzel olur dostla buluşmak.
     Dostca oturup Dostca tanışmak,
     Bu can tazelenir pürü şad olur.
     Ne güzel olur Dosta kavuşmak.

Ben bu siteyi oluşturan ve bu siteye gönül veren kardeşlerimi cani gönülden selamlıyorum (CC) ALLAHTAN sağlık,sıhhat ve mutluluklar temenni ediyorum ALLAH'A  emanet olun esselamün aleyküm.


cevdet vural 11.02.2008 13:43:30
Değerli Kardeşlerim;Yazılarınız beni adeta kuş gibi uçurdu kendimden geçip geçmişe uzaklara gidiverdim.
Yazmak, özlemek, duygulanmak, aramak daha doğrusu aranmak çok güzel, güzel olduğu kadarda çok özel şeylerdir. Köyümüzü hatırlamak özlemek bunların başında gelir.
İster gizli isimle ister gerçek isimle yazın her kelimede köyümüz ve köylülerimize rastlıyorum. Gidince belli olur varın kıymeti dercesine köyümüzün kıymetini geçte olsa anlamaya başladık. Peki, neden geldik gurbet ele. Bazı kardeşler bir lokma ekmek için terk eyledik diyarı diyorlar olsun her yer bizim değimli? Bir parça ekmek için değil de büyüyüp yetiştiğimiz kabuğumuza sığmadığımız için dışa açıldık desek daha doğru olur. Bu gün itibariyle bulunduğumuz yerlerde kültürümüzle, terbiyemizle birlik ve beraberliğimizle örnek olup, dışlanmayan saygı gören oluyoruz. Bu bağlamda bulunduğumuz yerlerde hep önde olduk arkada kalmadık ileride olmaya çalıştık başardık. Bundan böylede ileriye bakmaya ve hep ilerde olmaya kararlıyız. Her ne kadarda tohumları köyde atılmış olsa da, Köyümüzden ayrıldıktan sonra idareci, teknik elaman, eğitimci, doktor, polis, asker ve nice sayamadığım saygın meslekleri iştigal etmiyormuyuz.
Aslında arayıp ta bulamadığımız bazı şeyleri yıllar sonra gurbet dediğimiz bu günkü yaşadığımız yerlerde bulduk. Rahatça yazıyor ve konuşuyorsak bu özlemden ziyade kültürden gelişmişlikten rahatlıktan kaynaklanmaktadır.
Şahsen ben, imkânı olan ( büyüklerimizin dediği gibi ) elinden iş gelen genç kardeşlerimizin büyük yerlerde yani gelecekleri ve daha doğrusu çoluk çocuklarının geleceği için şehirlerde yaşamayı tercih etmelerini öneririm.
Köyde kara değirmende 10 çuval buğday öğütür un yapardık ama ne zaman bir şehir ekmeği yiyebileceğimi düşünürdüm. Bu özlediğim ekmekle şehirde yaşayanlar 1 yaşında tanışırken benim tanışmam için bayağı zaman geçti.
Bu kısa bir örnekti, şehir deki çocuklar daha iyi eğitim alıyor daha iyi yetişiyorve daha iyi yaşıyorlar. Onun için doyduğumuz yerleri hiçe sayarsak haksızlık etmiş oluruz.
Allah selametlik versin Tahsin amcama, amcaoğlu vallahi köy çok güzel havası temiz sakin dedim cevap olarak vallahi köyden zorla çıkartmadık buyurun burada kalın sizde temiz hava alın dedi. Verecek cevap kalmadı.
Gurbette yaşayanlar diye tabir ettiğimiz bizler, elimizden geldiği kadar köyümüze ve köylümüze gerek duyulan hususlarla ilgili yardımlar yapmalıyız.
Tabi köyümüzü özleyeceğiz çünkü orada doğduk, orada büyüdük ama bu gün itibariyle de yaşadığımız yerlerde doyuyoruz.
Vatanını en çok seven insan vatan uğruna ölen ve vatanı için en çok çalışan insandır sloganıyla hadi köyümüzü daha fazla sevelim.
Saygılarımla

KARAHAN 11.02.2008 18:24:49
 Ben Şenkaya'nın ve dolayısıyla Evbakan köyünün de fahri hemşehrisi sayılırım. Köyünüzün sitesini tesadüfen gördüm. "KEŞKE  GEÇMİŞİ  GERİ GETİREBİLSEYDİK..."  başlığı dikkatimi çekti. Şöyle bir göz atıp geçecektim, ama nerde...Defalarca okudum desem inanır mısınız ? Geçmişe duyulan hasret bu kadar mı güzel anlatılır? Bir insan duygularıın bu kadar mı sade, yalın ama bir o kadar da insanın içine işleyecek derinlikte kaleme alır ve bir yazı göz açıp kapayıncaya kadar sizi alıp ta uzak diyarlara götürür. Mahlası Allıturnam olan değerli arkadaş sizi kutluyorum ve  teşekkür ediyorum.Teşekkür ediyorum çünkü bana çoktandır unuttuğum hormonsuz güzellikleri tattırdınız. Hormonsuz diyorum, çünkü tabiat gibi ilişkilerimiz de eski tadını kaybetti...Kutluyorum, çünkü cidden insanı derinden etkileyen bir anlatımınız var.
   Bu arada ana sayfada da bana göre müthiş diyebileceğim bir güzelleme okudum. İltifat saymayın ama bence ortalıkta yazar diye dolaşan birçok yazar müssveddesinin, bu samimi, sade ama derinliği olan yazıları okuması gerekir.
   Yeni yazılarınızı okumaktan büyük bir zevk duyacağımı ifade etmek isterim.
   

13.02.2008 06:40:47
   Tek kelimeyle enfes bir yazı. Bu yazıyı kaleme alan arkadaşı kutluyorum. Elinize sağlık. Belki geçmişi geri getiremeyiz ama hiç olmazsa maziyi unutmayalım.

yakutiye 24.02.2008 12:04:49
          Lakin Yazı O Kadar Güzel Ki!..
          Sevgili arkadaşlar; “allıturna” kılığına girmiş forumcuyu artık hepimiz tanıyoruz değil mi..
          Adı Temel, soyadı VURAL..
          O bir kalem efendisi, yani edebiyatçı..
          Bu er meydanına destursuz girmesine, adsız ve kimliksiz durmasına ve dahi  bizden küçük olmasına aldırmadan, henüz yeni keşfettiğimiz ancak mest olduğumuz lisanı ve üstün edebi kişiliğini takdir ediyor ve yine bu özelliğinden dolayı saygı ve sevgimizi sınırsız bir kredi ile kendisine altın tepside sunuyoruz..
          Çünkü o, gönül telimizi titretmekle kalmadı, gizli rüyalarımızı da açık etti..
          Bir “ekşi sözlük” yazarı şöyle yazmış: “Okurken veya dinlerken kanınızı kaynatan, her tarafınızı kıpır kıpır eden bir şeydir edebiyat…”
          Doğrudur, her tarafımız kıpır kıpır oldu..
          Yukarıdaki yazısını okuduktan sonra, Tanpınar’ın başlattığı ve şimdilerde A.Turan Alkan’la devam eden o leziz, ki benim “nesir-şiir” diye tanımladığım üslubun, ileride en güçlü temsilcilerinden birisi olarak Temel Vural’ı göreceğimize bütün kalbimle inanmaya başladım.. Tek şartla; kendisi de buna inanacak, yazılarını çeşitlendirecek ve kapıları zorlayacak..
          Şimdi artık benim gönlümde Temel Vural, sıradan ve vasat ilişkiler sürdürdüğümüz amca oğlu olarak değil belki ama, saygın ve üslup sahibi bir yazar olarak, müstesna yerini almıştır..
          Kendini bunca yıl nasıl sakladı bilmiyorum…
          Gerçi güzel konuşurdu, ama hitabet kabiliyeti yüksek birçok insanın, iş yazıya gelince nasıl sınıfta kaldığını hepimiz biliyoruz..
          Belki bazı arkadaşlar yazdıklarımı, “körler sağırlar, birbirini ağırlar” yaklaşımı ile değerlendirebilirler.. Bilinmesini isterim ki, konu edebiyat’sa eğer, ince eleyip sık dokuyanlardanız.. Yazıyı ilk okuduğum ve yazarın kimliği hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadığım anda verdiğim tepki için, yukarıda ikinci yanıta bakınız!..
          Bu yeteneği fark etmemek ya da görmezden gelmek elbette ki olmazdı..
          Durumumuz, tilkiyi hemencecik tanıyıveren şehirlilerden pek de farklı değil..
          Hani bilirsiniz, bir tilki şaşırıp güpegündüz şehre inivermiş. Onu gören herkes; "Aaaa, tilkiye bak!" diye bağırmaya başlamış.. Güç bela dağa kaçan tilki, çevresini saran diğer tilkilere; "Biliyor musunuz!" demiş.. "Sabah kente indim. Tuhaftır ki orada herkes beni tanıyor, ama nedense ben hiç kimseyi tanıyamadım."
          Temel Vural’a ait telif eserleri, en kısa zamanda kitapçı vitrinlerinde görmek dileği ile..
          Herkese selam ve sevgilerimi sunuyorum..
          Mehmet VURAL


: [ 1 ]

SMF Hacks