Hoş bu sayfaları takip edenler gayet iyi bilecektir. Ancak yine de uyarıyorum, bahse konu yer bu dünyanın cenneti ve dahi tüm zamanların en güzel yeridir. Bu satırların okuyucusu, o yerlerin adını duyduğunda nasıl olması gerekiyorsa öylece heyecanlanıyor, biliyorum. Soğmun’a uzun zamandır ilk kez gidiyorsanız eğer, daha Penek Köprüsünü geçer geçmez ürperdiğinizi görüp şaşırırsınız. Kilise sapağını dönüp de, kızıl ve heybetli kayaların üzerine bir kartal gibi kurulmuş ”Türkmen Kalesi”ni ve önündeki Türkmen köyünü görünce, varacağınız yerin gizemini az buçuk hisseder, yüreğiniz pır pırlanır ve sizi içinizden kuşatan coşkulu bir titreme ile sarsılırsınız. Kapılarını teklifsiz açan o sihirli dünya, misafirlerini çetin bir kanyonla karşılar. Orta Dünya dedikleri yer de, burası olsa gerek.Sınırsız bir boşluğun üzerinde duruyormuş gibi algıladığınız “Sığın Taşı“nın heybeti, “dağ değil göz dağı” dedirtecek cinstendir. Bir yanda “kuzey“, diğer yanda “bezir kayalıkları“ vardır. Bundan geri uçarak gidersiniz köyünüze. “Bayır tarla” ve “gözeler“ sanki de altınızdan kayıp geçmiştir.. Ve birden bire, her yanı başka bir doğa harikasıyla kuşatılmış, yarım çanak içindeki o güzelim ve sihirli köy, çıkıverir karşımıza.Türküleri Ardahan ağzıyla söylenir, ama Ardahan değildir.. Şenkaya desen hiç bile değil.. Hele de Erzurum’a benzetene aşk olsun.. Oltu mu dediniz!.. Ha o başka, şu bizim, Türk’ü, Rum’u, Ermeni’yi ve Şıhbızınni’yi içinde bir güzel yaşatmış ve dahi devlet kurmuş Oltu. Yok yok, yine de benzemez.. Eskilerin, “Nevi şahsına münhasır” dedikleri türden bambaşka bir yerdir burası.. Belki hepsi, ama hiçbiri değil.. Hülasa, bütün kültürlerin, bütün medeniyetlerin, bütün dinlerin ve bütün güzelliklerin harman olduğu zengin bir coğrafyadır Soğmun..………………………Yazılacak ne kadar da çok şey var..Mukallit, oldukça zeki, esprili ve birazcık da tembel insanlarından bahsetmedim bile..Keşke uzun uzun yazabilseydim!.. Yaylayı, Çatalçamı, Tekçamı, Erdavudu, Eznoz Vadisini yazabilseydim.. Sarıkamışla başlayıp, Karınca ile devam eden, sonra da Ardahan, Ardanuç uzantısıyla Kaçkarlara ulaşan bu dağ silsilesi kuşkusuz dünyanın en önemli doğa harikalarındandır. Ve bahse konu Soğmun, ki bizim cennetimizdir, işte bu dağların en güzel eteklerine kurulmuştur. Tam da bu nokta, belki Kaf Dağıdır, belki de Orta Dünya da bir yer. Ama bir masaldan fırlayıp dünya üzerine kurulduğundan hiç kuşkumuz yoktur.Soğmun’un tarihi hakkında bir iki cümle söyleyip bitirmek isterim.. Aksi halde, ziyaretçi defterinin maksadını ve boyutlarını zorlamış olacağımı biliyorum..Birkaç yüzyıl öncesine kadar bütün bir bölgenin en gelişmiş coğrafyasıydı Soğmun.. Uç kale olmasına rağmen Gürcü ülkesinin en önemli yerleşim merkezlerinden birisiydi. Orta Asya’dan gelip sürülerini Ardahan ve Göle otlaklarında yaylayan Türk Boyları, Selçukludan aldıkları ücretle, bu bölgelere akınlar düzenlemişlerdir. O nedenle daha bir muhkemdir buradaki savunma hatları…..Verintap’daki yerleşkede cam ve camdan yapılmış süs eşyaları üretilmiştir. Türkmen Kalesi’nin önündeki yerleşim merkezinde ise hem çömlek, hem de bu çömlekleri ve binaların iç mekanlarındaki duvar ve tavanlara yapılan freskoları cilalamak için bezir yağı üretilmiştir. Pöhrenk adı da verilen su borularının kalitesi, günümüz fabrikalarını kıskandıracak derecede kalitelidir. Süt ve süt ürünleri en üst seviyede değerlendirilmiş, meyvecilik son derece gelişmiştir. Dere boyunca onlarca değirmenin, Tuz ve kireç üretim tesislerinin olduğunu düşünürseniz, Soğmun bölgesinin ne kadar önemli bir yerleşim merkezi olduğunu görürsünüz. Gürcü Krallarının, Prens ve Prenseslerinin yaz aylarında buraya sık sık gelip kaldıklarını tahmin ediyorum.. Soğmun Kalesi adı verilen ve tüf kayalara oyulmuş manastır bir dönem, bölgenin önemli yapılarındandır. Doğa harikası ve tarihiniteliği olmasına rağmen bilinçsizce kesilen İki ceviz ağacının da Gürcülerden kalmış olabileceğini söyleyebiliriz. Bu bölgedeki Osmanlı-Türk hakimiyeti, son birkaç yüzyılı kapsar. 1876’daki Osmanlı-Rus savaşından sonra Soğmun ve çevresi 40 yıl kadar Rusların elinde kalmıştır. ……………….“Kısa kes de kim olduğunu söyle” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Kim olduğumun ne önemi var ki..Ellisini yeni devirmiş, dışarıdan bakıldığında dünyalık hiçbir eksiği olmayan kent yorgunu bir adam.. Stresli her günün sonunda uzanıverdiği yatağında, kendisini dinlendiren ve keyiflendiren tek hayalin çocukluğuna geri dönmek olduğunu uzun zamandır biliyor. Her metrekaresinde ayak izleri olan o dağlar, şimdilerde burnunda buram buram tütüyor.. ……………..Haklısınız gençler, köyünüzü özlemekte haklısınız!.. Bir coğrafya bir insanı bu kadar mı bağlar..Evet bağlar, dahası bağımlılık yaratır... Değil mi ki burası ”Soğmun”dur ve bizim köyümüzdür. Fazla söze ne hacet..………………….Bütün herkese selam ve sevgilerimle…______________________________________________________________ Not: Gönlüm bu metnin ziyaretçi defterine konulması yönünde, ama yine de siz bilirsiniz!..
Yakutiye YaYINCILIK
|