|
ANNELERİMİZ HAYATTA İKEN… |
||
|
Anne, fedakârlığın, cömertliğin, karşılık beklemeden vermenin ve sevginin sembolüdür. Çocukları için yemeyip yediren, giymeyip giydiren, onların mutluluğu için her ıstırabı zevk bilen annelerimize sevgimizi ifade için bütün fırsatları iyi değerlendirmeliyiz. Şüphesiz onlar, sadece senenin belli bir gününde anılıp, diğer zamanlarda ihmal edilecek varlıklar değildir. Anneler, her zaman, bir ömür boyu, sevgiye, saygıya, hizmete, ikrâma ve hürmete layık en yüce varlıklardır. Onlar, başlarımızın tacı, gönüllerimizin ilacıdır. Duâlı veya bedduâlı,Allah’a yöneldiği zaman geriye boş inmeyen ellerden biri de anne elidir. Bunun farkında olmak gerekir. Anne bedduası alıp da, hayatta iki yakası bir araya gelmeyen yığın yığın talihsizler vardır. Keşke farkına varıp kendilerini affettirebilselerdi. Hayatlarının sonunda, onlara huzur ve saadeti çok görmek, onları kırmak, üzmek, kanatlarının altına alıp şefkatle onlara bakmamak, incelerden ince nâzik gönüllerini kırmak ne büyük nankörlüktür. Yüce dinimiz, anneye ve anne sevgisine özel bir yer vermiş, mutluluğun en üst noktası olan cenneti, annelerin ayakları altına sermiştir. Vaktinde kılınan namazdan sonra en sevimli işin, anne-babaya iyilik yapmak olduğu, Allah’ın rızasını kazanmanın, cennete ulaşmanın yollarından birinin de anne sevgisinden ve anneye hizmet edip gönlünü hoş etmekten geçtiği bildirilmiştir. Anne ağladığı zaman yürekten ağlar, gönülden ağlar, yüreği cayır cayır yanar, hep ızdırap yudumlar. Yavrusu için, bir ömür boyu gözleri çağlayan hâline gelir. Anne; oğlu okula gider ağlar, askere gider ağlar, hasta olur ağlar; kızı gelin gider ağlar, haber alamaz ağlar, bir mektup gelir ağlar. Ağlamadığı bir an yoktur. Denizler gözyaşı olsaydı, dayanamaz tükenirdi. Annelerin gözyaşlarının hakkı nasıl ödenir, bilmem ki… Anne, almadan verebilen, evladının saadetini her zaman kendi mutluluğundan ileride gören bir fedakârlık timsalidir.Korkularımızda onun kucağına ve gölgesine sığınırız. Nefesi saçlarımızda dolaşırken ,elleri, bereketli elleri, yanağımızı okşar. Sıcacık bakışları zemheride içimizi ısıtırken, temmuz sıcağında yüreğimizi serinletir. Onda dostluğun gerçek manasını, şefkatin kerametini, doğruluğun hazinesini buluruz.
Sinesinde çileden nağme nağme
inilti, dudaklarında dikenli tebessüm ve ıstırap, saçlarında tutam tutam
ak; her acı simasında asil bir çizgi; elem yüküyle beli kırık,
ayaklarında sızım sızım ağrıları olsa ve evlattan her türlü vefasızlığı
görse de yüreğinin kapılarını ciğer paresine daima açık tutan annelere
teşekkür bir borç bilinmelidir. Ancak aşağıda şiirleştirildiği biçimde
değil tabii ki…
Bir yaşınızdayken sizi elleriyle
besledi ve yıkadı;
Dört yaşınızdayken elinize
rengârenk kalemler tutuşturdu;
Beş yaşınızdayken sizi cici
kıyafetlerle süsledi; On beş yaşından itibaren her türlü haylazlığınıza sabretti Siz onun yine sizin için ettiği nasihatlere kızıp bağırarak teşekkür ettiniz.
Otuz yaşınızdayken çocuk eğitimi
hakkında size akıl vermek istedi; Yıllar bir su gibi, göz açıp kapayıncaya kadar akıp gitti; O yılmadan, usanmadan yine de hep sizin için var oldu. Elli yaşınızdayken o, çok hastalandı, hafta sonundaO nu görmeye gittiğinizde mutlu oldu; O na yaşlıların çocuk gibi nazlı ve kaprisli olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz. Derken bir gün... O, öldü... O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, O anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü... EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN... Burada anlatılanlar gibi olmamak ve onlar hayatta iken değerlerini bilmek dileğiyle . . . Hürmet ve saygı ile annelerimizin ellerinden öper, her an yanık kokulu dualarını bekleriz…. |
||
|
Temel VURAL |
||