FORUM

ZİYARETCİ DEFTERİ

RESİM ARŞİVİ

FIKRALAR

Evbakan Köyü
iconAna Sayfa
icınErzurum
icınŞenkaya
icınZiyaretçi Defteri
icınForum
icınResim Arşivi
icınForum Arşiv
icınFıkralar
Köyümüz
icınGenel Bilgiler
icınKonumu
icınYönetim
 
 
Resmi Siteler
 icınŞenkaya
 icın
Dost Siteler
 icınYünören Köyü
 icınGülveren Köyü
 icınYaymeşe Köyü
icınCanşenkayalım
icınOrmanlı Köyü
icınBeykaynak Köyü
icınYeşilkaya Köyü
icınErzurum
icınOltulu Dadaşlar
icınErzurum FORUM
icınErzurumda.com

 Google™ AdSense® EFT Türkiye Şube Kodları
 
 
Reklamlar

Yöresel Ağızlar

             

Anıko : Ana

Babıko: Baba

Eze: Teyze

Nene : Nine

Bıldır : Geçen yıl

Kartol : Patates

Maşrapa: Sürahi

Kodik : Toprak kase

Kuşga : Sınır taşı

Kerte : Bir işin son şekli

Tejgere : Yük sedyesi

Köymek : Gömlek

Tuman : Pantolon

Papak: Başlık

Merek : Samanlık

Pin : Kümes

Mısmar: Büyük çivi

Tuluk : Deri tulum

Dam : Çatı

Zibil : Çöp

Çoğanak : Kapı kilidi

Gındillik : Çember

Gırcikli : Saçı dağınık

Mağat : Sedir

Kor araba : Kağnı

Yuymak : Yıkamak

Çimmek : Banyo yapmak

Ayam: Hava

Bibi : Hala

Emi : Amca

Enteri : Etek

Lobiye : Fasulye

İstikan : Bardak

Guşgana : Tencere

Gollik : Kısa

Horata : Laf, söz

Tekmük : Tekme

Kırtık : Küçük parça

Urba : Elbise

Turik : Torba

Peştamal : Önlük

Kom: Ahır

Tar: Tünek

Mıh : Çivi

Buhari: Baca

Ufağ : Küçük

Zırza : Sürgü

Gıllanmak : Yuvarlanmak

Sinegen : Sinsi

Ako : Canım

İskemle : Sandalye

Peşgun : Sofra

Asbap : Elbise

Seğirtmek : Koşmak

Pisik: Kedi

Yeniş : İniş

Gogo: Kardeş

Gada : Kardeş

Yamaç : Yokuş

Hatıl : Kiriş

Celep : Sürü

 

 
 

1977 Yılı İlkokul Hatırası

 
 FORUM da popüler konular
icınYeni Üyelerimiz
icınŞiirler&Atışmalar
icınFıkralar
icınKimlerdensin

 

Ziyaretçi

 
 

 

 

Defter ve Site Genel Kuralları

Rasgele Resim

























KUTLU DOĞUM HAFTASI

KUTLU DOĞUM HAFTASI

     Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi (Hicri Rebiülevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından “Mevlid Kandili” olarak kutlanmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de   Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.

     Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1989 yılından itibaren Peygamber Efendimizin doğum yıldönümleri, her yıl “Kutlu Doğum Haftası” adıyla ilmi ve kültürel etkinliklerle kutlanmaktadır.

     Kutlamaların 20.si bu yıl 14-20 Nisan 2008 tarihleri arasında Türkiye genelinde konferans, panel ve diğer sosyal-kültürel faaliyetlerle icra edilecektir.

      Bizde bu etkilinklere katılma amacıyla sitede forum kısmına açacağımız Kutlu Doğum Haftası konusuna yazılarımızla katılalım ve bu haftayı bir nebze olsun kutlamaya çalışalım.

    

 

HAFTANIN MAKALESİNİ MUTLAKA OKUYUN !!!

                                          SOĞMUN’UN YAKIN TARİHİ
          Yıl 1876.. 
          Atamız Osmanlının Ruslarla birçok cephede savaşa başladığı yıldır. Hani şu bize 93 harbi diye anlatılan savaşlar.. Savaş başlayalı daha bir yıl olmadan sadece doğu cephesinde Ruslarla dört kez kapışmışız.. Biz her yendikçe eksilerek zayıfladığımız halde, Ruslar her yenildikçe artarak kuvvetlenmiş..
          Hikaye uzun, lakin kısa kesmekte fayda var..
          Savaşın sonucu şu: 13 Temmuz 1878 günü Berlin’de Ruslarla bir mütareke yapıyoruz.. Oltu, Narman ve Horasan’ın doğusu Rusların, batısı Osmanlının..
          Dile kolay, içinde Soğmun’un da bulunduğu koca bir coğrafya, tam kırk yıl boyunca Rus egemenliği altında kalacaktır.. Ruslar Medeni bir toplumdur, savaş hukuku nedir bilirler, zulüm yapmak onlara göre değildir elbette.. Her köyde asayişi temin eden görevlileri vardır. Anlayacağınız, bazı münferit olayların dışında, hukuk ve adalet aksamadan yürümüştür.. Zararları yanında faydaları da olmuştur kuşkusuz.. Toprak reformu onların eliyle yapılmıştır mesela (1890’lar).. Karınca’ya kurdukları kereste fabrikasında biçilen tomruklar, atların çektiği raylı sistemle Rusya içlerine kadar götürülmüştür.. Sıcak denizlere inme rüyalarını gerçekleştirmek için Ruslar’ın, Kars’a çok fazla önem verdiklerini ve bu kenti ihya ettiklerini biliyoruz..
          O günlerde Soğmun 120 hanelik nüfusuyla bölgenin en büyük köylerinden birisidir.. Sınırlar çizilirken, büyük köye geniş topraklar verilir elbette.. Göle’deki çayırları düzdeki tarlalarıyla Soğmun, adeta bir ilçe büyüklüğüne ulaşır.. Her nedense, sonraki yıllarda köyden Şiran’a, Narman’a, Tokat’a ve yurdun bazı illerine göç edenler olur. Nüfus azalır, lakin topraklar azalmaz..
          İşte o yıllardan hoş bir hikaye.. Nezen Nene’yi duymuş olmalısınız.. Tam bir Osmanlı kadını. Köye gelen Rus askerlerden birisi, her nedense onu biraz kızdırmıştır.. Nenemiz, zavallı askeri yakaladığı gibi yere serer, tüfeğini alır ve asker yalvarıp yakarmaya başlayınca da, acıyıp bırakır..
          ………
          1917 yılının Ekim ayına gelindiğinde, Rusya karışmıştır. İhtilal yaparak yönetimi ele geçiren komünistler, kırk yıl boyunca egemen oldukları doğu bölgelerinden askerlerini geri çekerler.. Ne yazık ki bu çekilme, bizim kabusumuz olur.. Çünkü Ruslar çekilirken silahlarını Ermenilere bırakmıştır.. Ve meydanı boş bulan Ermeni çeteleri tüm doğu bölgelerinde katliam yapmaya başlarlar..
          12 Mart 1918 günü Erzurum, 25 Mart günü Oltu, 7 Nisan günü Şenkaya, Ermeni çetelerinin elinden kurtarılır ve Karınca’nın ötesine kadar sürülürler. Oluşturulan yerli çeteler, ki içlerinde Soğmun’lu Mahmut Usta da vardır, Göle’den gelecek sızmalara karşı Karınca çevresinde beklemeye koyulurlar. Taa ki iki yıl sonrasına, yani 1920 yılının bahar aylarına kadar. Bu tarihte Ermeniler büyük bir güç halinde Kosor’a, Eğitkom’a, Ersinek’e, Soğmun’a, Zuvart’a ve Tecirek’e doğru inmeye başlarlar. Bölgenin gördüğü asıl zulüm de bu tarihten sonraki birkaç aylık süre içinde olur.. Hemen söyleyelim, Oltu bu geri dönüşten etkilenmez..
          Erzurum ve hatta Oltu tarihine bakarak Soğmun’u anlamaya çalışırsak hata ederiz.. Soğmun’un tarihini anlamak için Kars ve Ardahan tarihine bakmamız gerekir..
          Şimdi biraz daha basitçe anlatmaya çalışalım.. 1918 yılının mart ayında kurtuluşu yaşayan Erzurum ve Oltu bir daha düşman işgaline uğramadığı halde, 1920 yılının bahar aylarında Penek ve Kosor havzası başta olmak üzere bütün çevre köyler Ermeniler tarafından ikinci kez tekrar işgale uğramıştır.. Eylül 1920 yılında ise Ermeniler Halit Paşa komutasındaki ordumuz tarafından Gümrü’ye kadar sürülmüş ve bu bölgeler son kez ve inşallah ebediyen kurtarılmıştır..
          Şenkayalı dostlarımıza hatırlatmak isteriz ki, kurtuluş günlerini yeniden gözden geçirsinler.. Her ne kadar da, 1920 yılında yaşanan işgalde, Örtülü gibi birkaç köy zarar görmemiş de olsa, bugün Şenkaya’ya bağlı köylerin hemen hemen tamamına yakını, o işgal günlerini en alçakça zulümlerle geçirmişler ve ancak, eylül 1920 tarihinde kurtuluşa erebilmişlerdir.. 7 Nisan 1918, Örtülü ve özellikle çevresinin birinci kurtuluş günüdür, ikinci kurtuluşu neden gözden kaçırıyorlar, doğrusu bir anlam veremiyorum..
          …………….
          İzzet Bey adında birisi var. Kosor’da oturuyor.. Her nasıl olmuşsa, Ruslar ona paşalık ünvanı vermiş.. İkili oynuyor.. Ermenileri geri çağıran da o, Halit Paşaya “gel bizi kurtar” diye haber gönderen de.. Tuhaftır ki, Balkaya önünde ipe dizilerek kurşuna dizilmeyi bekleyen halkı kurtaran da o..
          Şimdi gelelim, 1920 yılındaki işgal günlerinden birkaç ayrıntıya.. Aylardan mayısdır, herkes çiftinde çubuğunda.. Ki o yıllarda Soğmun, refah ve zenginlik içinde. Birden, bir kara haber duyulur; “Ermeniler geliyor, kaçın Ermeniler geliyor,” diye.. Soğmun’da herkes beyninden vurulmuşa döner.. İş güç bırakılır, birkaç saat içinde arabalar düzülür, hayvanlar toplanır ve tüm köylü yola koyulur.. Penek Çayına yaklaşılmıştır ki, silah sesleri duyulur.. Mevsim bahardır ve çay delice akmaktadır.. Mermiler suya düşerken, sadece davar sürüsü geride bırakılarak zoraki de olsa karşıya geçilir.. Rahmetli Hedis Dedem kıyamaz koyunlara, geri dönüp hiç olmazsa bir tanesi almak ister.. Azgın suyu geçer, koyunlardan birisini alır kucağına, ancak mermiler sağından solundan yağmaya başlayınca canını zor kurtarıp geri döner. Soğmun’lu artık göç yolundadır.. Göllet, Tecirek, Pertuvan ve diğer çevre köylüleri işi biraz ağırdan aldıkları için geç kalmışlardır ve daha Penek Çayına varmadan önleri kesilip geri çevrilirler. Toplanan yöre halkının erkekleri Baklaya önünde iplere bağlanıp sıraya dizilir, kadınlar ise başlarına gelecek korkunç akıbeti beklemeye koyulurlar.. Katliam başlamak üzeredir ki, biraz önce bahsettiğimiz İzzet Bey nefes nefese kalmış atıyla yetişir.. Ne konuşulur bilinmez, ancak halk ölümden kurtulmuştur..
          Yeri gelmişken hoş bir hikaye anlatalım.. Göllet’li bir Yusuf Emmi var. Genç, yakışıklı ve hayata son derece bağlı.. Oradaki herkes ölümü bekliyor.. O daha bir hüzünlü.. Cebinden bir ayna çıkarıp, uzunca bir süre kendisini seyrediyor. Sonra köylülerine dönüp; “Ola uşaklar!” diyor. “Siz neyse ne de, bana yazık olacak.”
          Rahmetli Güllü Ninem, göç yolunun onları Aşkale’nin Hatuncuk köyüne götürdüğünü söylerdi.. Hatuncuklu birçok aile ise daha batıya gitmiş.. Yanı anlayacağınız köyün nüfusu az.. Dedemler boş durmuyor, bütün bir yaz boyunca sahipsiz çayırları biçiyorlar.. Ekim ayına ulaştıklarında haber gelir; Halit Paşa komutasındaki birliklerimiz Ermenileri Gümrü’ye kadar sürmüş.. Baharda çıktıkları köye sonbaharda geri dönen dedemler, hoş bir süprizle de karşılaşırlar.. Yanıkkavallılar göç etmemiştir. Bu köyde yaşayan Lalogilin Asker, dost bildiği dedemlerin tüm tarlalarını biçmiş, harman etmiş ve tahılı, dedemler döndüklerinde teslim etmek üzere depolamıştır.
          Geriye dönüşten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz.. Savaşlar bütün bir ülkeyi tüketmiş, yeni kurulan devlet vergilere yüklenmiştir. Çift çubuk düzmek, öküz bulmak adeta imkansız hale gelmiştir. Bunun üstüne bir de kurak geçen yılları eklerseniz, 1950’lere gelinceye kadar babalarımız ve dedelerimiz, yoksulluğu ne yazık ki en ağır şekliyle yaşamışlardır..
          …………
          Kurtuluş törenlerinin peş peşe yapıldığı şu günlerde birşeyler anlatmam gerektiğini düşündüm, ancak sizleri sıkmamak adına her şeyi kısa kesmem gerekti..
          Serde öğretmenlik var ya!..
          Gerisini ödev olarak verip, babalarınızdan, ninelerinizden, dedelerinizden duyduğunuz göç ve savaş hikayelerini, mümkünse tarihleyerek bu köşede anlatmanızı istiyorum..
          Yunanlıları denize döken ordunun kahraman askeri Halit Dayı’nın, Ermenilere karşı gönüllü milis olarak Göle’de çatışan ve Halit Paşa’ya giden kırk atlı içinde bulunan Mahmut Usta’nın, Kars’da savaşan Abdurrahman ve Mahmut Dayı’ların torunlarının elbette bizimle paylaşmak isteyecekleri hatıralar olacaktır..
          Unutmayalım ki, tarih bilinci olmayan toplumların gelecekleri de olmaz..
          Gençlerimizin ve çocuklarımızın, yurt edindiğimiz bu toprakları kolay kazanmadığımızı bilmeleri gerekir..
          Herkese selam ve sevgilerimle..

                                                                                                                    Mehmet VURAL

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

- SOĞMUN GÜZELLEMESİ 2

- SOĞMUN GÜZELLEMESİ 1

 

-

 
 

 

   
Google
 
   

      
Evbakan Köyü,KÖYÜMÜZ İÇİN NELER YAPABİLİRİZ.,HABERLER,KİM NEREDE,DERNEK KURMA ÇALIŞMALARI,Kimlerdensin,Önemli Günler,DÜĞÜN VE NİŞAN,Kaybettiklerimiz,Hoşgeldiniz,Yeni Üyelerimiz,Komşu köylerden arkadaşlarla tanışma,EĞİTİM VE DANIŞMANLIK,KÖY GEZİLERİ,MİNİ FESTİVALLER,İTİRAFLAR,VİDEOLARIMIZ,Şiirler & Atışmalar ,FIKRALAR,KOMİK RESİMLER,MAKALELER, FİKİR YAZILARI , İLGİNÇ YAZILAR ANILAR, ANILARINIZ,YÖRESEL AĞIZ VE DEYİMLER                              ,ATASÖZLERİMİZ,DUA VE BEDDUALAR,YÖRESEL BİLMECELER,BATIL, İNANIŞLAR VE ADETLER,YÖRE MUTFAĞI,ALLAH C.C,Allah(c.c.)'ın 99 İsmi,HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN... ,İslam,Kur-an'ı Kerim,Kuran-ı Kerim meali,Kuran-ı Kerim,Kur'an Tefsiri,Kur'an Fihristi,Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v),Siyer-i Nebi ( S.A.S ),Peygamberimiz Hz. Muhammed ( s.a.v ),Hadis Bahçesi,Sünnet-i Seniyye,İslam-i Biyografi,Dini Konular,Mübarek gün ve geceler,Fıkıh ve Akaîd,Mektubat-ı rabbani,Ahiret ve Kıyamet,Peygamberlerimiz,Tasavvûf,İslam'da Aile,Kur'an'da Müminlerin Tanımı,Dua Köşesi, Islamda Kadının Yeri ve Önemi,Ahlak ve Edep,İslam'a Hizmet Eden Büyüklerimiz,Sahabeler,İslam Büyüklerimiz,İslam Alimleri,Güncel Haberler,İslam Dünyasından Haberler,Türkiye'den Haberler,İlahi, Klipler ve Resimler ,Serbes Kürsü,Dini Hikayeler,Dini sohbet,Sırlar Dünyası,Kıssadan Hisse,Bize Ayıracak 5 (beş) Dakikanız var mı ?,Güzel Sözler,Sağlık ve Yaşam,Diğer, Teknik Servis,Donanım,Internet ve Network,Photoshop & Frontpage ,Program Download,Antivirüs & Güvenlik,Ses & Video,Msn Programları ve Digerleri,Dosya Paylaşım Programları,Güvenlik,FORUM HAKKINDA
 

KEŞKE  GEÇMİŞİ  GERİ GETİREBİLSEYDİK...

 

KEŞKE  GEÇMİŞİ  GERİ GETİREBİLSEYDİK...

         Yıl 2006,  Sığıntaşı’na yaslanmış, bu terkedilmiş harabelerde  eski köyümü arıyorum. Ya da yıllar öncesinde kalmış çocukluğumu…Artık baykuşlara mesken olmuş bu viranelerin neredeyse tamamı toprağa karışmış, ayakta kalan tek tük duvarlar ise yıkıldı, yıkılacak. Bir zamanlar sabahın ilk ışıkları ile şenlenen, canlanan bu  harabeler şimdi sessizliğe teslim. Ne bacalardan kıvrıla kıvrıla gök yüzüne yükselen ocak dumanları, ne evlerin önlerinde süt çeken, peynir yapan, yayık yayan anneler, nineler,  ne boyunlarında halka yapılmış peynirleri oyuncak yapan kirli yüzlü, ama gülen gözleriyle mutlu çocuklar, ne fırınlardan gelen taze ekmek kokuları, ne peşinde civcivleriyle koşuşan bir anaç tavuk, ne oturduğu köşede yün eğiren bir ananın elindeki teşinin tırıltısı, ne uzaklardan gelen koyun kuzu melemeleri…Hiç birisi, ama hiç birisi  yok.  Sanki  hiç yaşanmamış gibi.
         Ortalıkta çıt çıkmıyor.
         Köylü nerede?
        Gittiler.
        Nereye?
        Yeni köydeki deprem konutlarına, prefabrik evlere…
        Peki ya diğerleri nerede?
        Zamanın çarkı döndü öbür aleme gittiler.
        Peki öbür aleme gitmeyip de burada  olmayanlar?
        Ha onlar mı? Onlar da rüzgâra kapılan yapraklar misali, ekmek kavgası için sılayı terk edip gurbete savruldular. Gittiler de, ayrıldıkları bu yerlere bir daha dönüp bakmadılar bile. Bir umut bekliyoruz, belki bayramdan bayrama da olsa gelirler diye ama, bayramlarda da gelen giden yok artık.
 …
        Belki bir daha göremeyebilirdim. Bu yüzden daha bir dikkatli baktım. Doyunca kokladım köyümün toprağını, doya doya seyrettim berrak gök yüzünü, köyümün sembolü, yıllara meydan okuyan söğüt ağacını. Çocukluğumun geçtiği bu yerleri hafızamda bir daha canlandırmaya çalıştım.
        Bir akmayan çeşme var, taşlarının karasına daldı gözlerim. Yıllar öncesine gittim. Heybetli söğüt ağacının gölgelediği çeşme önünde ağaç kurunlarda, ayakları suda, tahıl yıkayan teyzeler, anneler geldi gözlerimin önüne. İkindi sonrası gemden açtıkları yorgun öküzlere su vermek için getiren, yüzleri samana bulanmış, yırtık elbiseli, kara lastikli çocukları gördüm. Temmuz sıcağı altında akşama kadar gem üstünde kavrulan yanık yüzümle, elimde gem çubuğuyla kendimi gördüm. Yüzümde acı bir tebessüm, şu anda birçoğu ötelerin sakinleri olan dedeleri, amcaları, teyzeleri, dayıları gördüm…
        Yularından tuttuğu yağız ata ıslık çalarak çeşme önünde su veren, şapkasını kaşının üstüne yıkmış, kaytan bıyıklı, bakır tenli, fiyakalı delikanlıları gördüm. Güneşin gözleri kamaştıran ilk ışıkları ile tozlu yollara dizilmiş, üzerleri renkli cecimlerle örtülü, yayla yolcusu kağnı katarlarını ve bu katarları bindikleri deli taylarla, hırçın küheylanlarla sollayan, allı yeşilli elbiseleriyle genç kızları, taze gelinleri gördüm...
         Bayburtlu Zihni’nin:
   
         Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş
         Yavru gitmiş ıssız kalmış otağı
         Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş
         Sâkiler meclisten kesmiş ayağı
   
         Mısraları dudaklarımdan dökülürken, aslında yıllar önceki pek çok şeyin yerinde yeller estiğini gördüm ve neden sonra uyandım daldığım rüyadan. Alacağım cevabı bile bile yine de sordum kendime :
         -Nerede bu köyün sakinleri ?
          Kim bilir belki İstanbul’da,  Ümraniye’de, Bursa’da, Araba Yatağında, Bağlar Başı’nda, İzmir’de Konak’ta, Kırşehir’de,  Erzurum’da…İnşallah mutludurlar, huzurludurlar diye sevindim. Ama birden hatırladım. Büyük şehirde yaşamanın bedeli vardı. Bir zamanlar duvar dibi sohbetlerinde büyüklerine yakalanan tıfıl delikanlılar, artık kendileri de birer baba olmanın sorumluluğuyla oğullarını şimdi nerede arıyorlardır acaba?... Evlatlarını dipsiz kuyularda kaybetmekten yüreği ağzına gelen babalar, insan öğüten modern değirmenlerin gazabından kurtarabiliyorlar mıdır oğullarını, kızlarını ?...Yoksa "Ne umduk, ne bulduk." diye dizlerini mi dövüyordur gözü yaşlı analar ?...
          Akşamları ocak başında, saç sobaların karşısında ısınan ayakları şimdi demir döküm kaloriferlerde  kurutmanın rahatı var. Çelik çomak oynamanın yerini futbol sevdası almış çoktan. Köy odasında âşık dinlemek, toprak  damlı evlerin bacalarında sohbet etmek yerine şimdi kahvehanelerde numaralı taş şıkırtılarını dinlemek var. Çoktandır komşu komşunun külüne muhtaç değil. Herkes kendi yalnızlık alemine çekilmiş kimsenin kimseden haberi yok.
         Acaba binlerce beton duvarlarla örülü, büyük kafeslerle çepeçevre kuşatılmış kalabalıklar içinde yaşayanlar mı, yoksa şu viraneler mi daha yalnız ?..
         İlaç kokulu suları mutfaklarımıza taşıyan dokunmatik musluklarımız, tabii yaşantımızı esir almış otomatik bir hayatımız var. Hanelerimizin baş köşesine kurulmuş dev ekran televizyonlarda yeni yetme popçunun patırtısı ile eğleniyoruz. Aybaşlarında maaşlarımızı tık almanın dayanılmaz hazzını tadıyor, maaşımızı taksitlerimize yetiştirmeye çalışırken, sahip olmakla kaybetmeyi aynı anda yaşıyoruz.  Görünüşte çok mutluyuz, keyfimize diyecek yok. Ama hala adını koyamadığımız pek çok sıkıntımız var. Sanki asıl olması gerekenlerden her gün biraz daha uzaklaşıyor gibiyiz.
         Düğünlerimizin, bayramlarımızın, eğlencelerimizin saflığını sadeliğini kaybettik. Büyük kentler devasa birer kabir, bizse bu kabirlerin yaşayan ölüleri olduk. Yüz binlerle birlikte yaşadığımız, eksoz  dumanına boğulmuş, ruhsuz beton yığınları arasında yaşarken,  şimdi yaşlı gözlerle seyrettiğim şu viraneler gibi, hatta onlardan daha yalnız değil miyiz ?...
         Şimdi, artık bize yıldızlardan daha uzak kalan geçmiş zaman güzelliklerine mi yanalım, yoksa her gün biraz daha kendimize yabancılaştığımız şu devasa şehirlerdeki yalnızlığımıza mı?...
 

                                                                                                                                                Temel VURAL

         YAZARIN DİĞER YAZILARI

 

 

-
  Check Page Rank
 
eXTReMe Tracker

 

 

Resim 1968 'e ait

 
 

Proje

 

Bu görüntü hakkında bir bilginiz varmı; Köyümüzü ne kadar seviyoruz ne yapmalıyız, Ne yapıyoruz.

Lütfen bu soruları cevabını arayalım hadi bakalım!!!


 

Haftanın Şiiri

 

 DEGİLMİ ARKADAŞ


AKŞAM OLUPTA GÜNEŞ BATARKEN
EMİN İN ORADA SOHBET YAPARKEN
SOHBETE BİRDE NEŞE KATARKEN
NE GÜZEL OLUYOR DEĞİLMİ ARKADAŞ

BAHAR GELİP TE TOHUM EKERKEN
GÜNEŞİN ALTINDA BUNU BİÇERKEN
YORULUPTA BİR TAS AYRAN İÇERKEN
NE GÜZEL OLUYOR DEĞİLMİ ARKADAŞ

BİÇİLMİŞ SAPLARI TAPIL YAPARKEN
HARMANDA BUSAPI SAMAN YAPARKEN
ARPAYLA BUGDAYI OTA KATARKEN
NE GÜZEL OLUYOR DEĞİLMİ ARKADAŞ

BAHÇEYE GİRİPTE ERİK ÇALARKEN
SAHİBİNİ GÖRÜPTE YOLDA KAÇARKEN
ETİNİ YİYİPTE ÇEKİRDEĞİ ATARKEN
NE GÜZEL OLUYOR DEĞİLMİ ARKADAŞ

SABAH OLUPTA KOMU SİLERKEN
İNEĞİ SAĞIPTA SÜTÜ İÇERKEN
EKMEĞİN ÜSTÜNE YAĞI SÜRERKEN
NE GÜZEL OLUYOR DEĞİLMİ ARKADAŞ

Niyettin VURAL


Turkcell Süper
Lig Puan Durumu

 

Vatan Sevgisi

Yıllardır bir özlemim vardı, bu nedir biliyormusunuz dostlarım: 11 yıllık TSK mensubuyum, yurdumuzun her köşesinde görev yaptım ve dahada yapacağım. Jandarma Karakollarında, bölüklerinde çalıştım. O kadar asker uğurladım. Ama bu askerlerden birisi benim köylüm olmadı. Çok istiyordum bir köylümün yanımda askerlik yapmasını. O zaman onu başımın üstünde tutardım, her türlü yardım ve desteği sağlardım. Ama şu ana kadar olmadı, bundan sonra belki olur. Köylülerimi çok seviyorum.Herşey vatan için o vatan içinde  köyüm benim.
 

Bizim atalarımız bize "vatan için öl" dediler, "canını esirgeme" dediler. Bu ruh bence gittikçe azalıyor, belki azalmıyordur ama ben öyle hissediyorum. Biz vatan için GABAR'da CUDİ'de tüfek çatarken, bazıları lüks konaklarda, villalarda bacak çatıyor. Zoru görünce vatanı terk edip kaçacak olanları tanıdıkça,aynı vatanda yaşayan bazılarını gördükçe vatan sevgisi elbette rencide olur. Malesef ruhumuzu, geçmişimizi, gelenek ve göreneklerimizi yavaş yavaş yıpratıyorlar. Emperyalist düşüncenin hedefi bölüp, parçalayıp, yutmaktır. Ama şuna inanıyorum ki hepimiz ölmedikçe bu vatan bölünmeyecektir ve bölünmez.

Ersin KAYA

Yorum Yaz.

Şiir

EVBAKAN
Kader mi ayırdı, rüzgâr mı attı
Felek mi kandırdı, gurbet mi çekti
Tüketti hasretin sinemi yaktı
Seni göremeyeli canım Evbakan

Kuşların yerini hep kurtlar aldı
Dağların bozardı çiçeğin soldu
Gurbet elde kalmak ölümden zordu
Bir kere göreydim Pul'un Evbakan

Ne ararsan ara iyisi vardı
İnsanlık üstüne inan ki birdi
Özledim kargayı, tilkiyi, kurdu
Sanki mazidesin canım Evbakan

Pişiler pişerdi kuymak kaynardı
Tek çamda kızların barlar oynardı
Acıda kederde herkes ağlardı
Birliğin özledim canım Evbakan

Harmanda öküzler gemi çekerdi
Güz gelince herkes ekin ekerdi
Gençler her bahar fidan dikerdi
Özledim yeşilin, dalın Evbakan

Koyunlar melerdi senin dağında
Merhamet vardı ölüsünde sağında
Vitamin doluydu sarı yağında
Ağartın özledim senin Evbakan

Yaylan bozulunca dereler coşar
Bir yanda kaymağın bir yanda kaşar
Tencerende türlü yemekler pişer
Özledim haşılın canım Evbakan

Nüfusun azaldı kahkaha bitti
Büyüdü yiğitler gurbete gitti
Çoban bulamadı koyunu sattı
Sürüsüz dağların canım Evbakan

Kışın, kızakla kayak yapardık
Baharda tokmakla koldaş atardık
Akşam olunca hep erken yatardık
Uykunu özledim senin Evbakan

Ne kadar yazsam kelime yetmez
Seviyorum seni gönlüm terk etmez
Hasretin içimden bir anlık çıkmaz
Seni çok özledim canım Evbakan

Cevdet sende doğdu senle büyüdü
Çok sevdiğim canlarım hakka yürüdü
Yüreğim kalmadı, gönlüm çürüdü
Gözyaşlarım sel inan Evbakan C.V

 

Cevdet VURAL

 
 

 

  Site Ekle gazeteler PageRank Checker eXTReMe Tracker

  Şerafettin VURAL   İletişim: serafettinvural@hotmail.com

©2007 Evbakan